archive 336

eyvah! ramazan geldi!

9122 eyvah! ramazan geldi!

Ramazan ayı ile ilgili bir köşe yazısı sunuyoruz:

Gönüllerin oruç oruç yıkandığı ÅŸehr-i Ramazan’ın avdeti vesilesiyle eyvah denir mi? Tabii ki denmez aslında. Lakin Türk medyasının müzmin bazı tavırlarını hatırlayınca her Ramazan eyvah demek zorunda kalıyor insan. Ramazan’ın geliÅŸi irtica haberlerinden bellidir.
Bir yandan ürkünç (!) haberler yapılırken diÄŸer yandan da gazeteler Ramazan promosyonuna baÅŸlar. Sözü uzatmaya ne hacet; 5 Eylül’de yayınlanan Milliyet’i arÅŸivleyin; hatta çerçeveleyip Ramazan hatırası diye iÅŸyerlerinize asın. Gazetenin manÅŸeti “Yolda Zorunlu Namaz Molası”. SürmanÅŸette Surelerin Tefsiri adlı bir kitap ve 9 kupona verilecek eserle ilgili tanıtıcı ÅŸu cümle: Namazda okunan surelerin tefsiri. İronik ve kronik bir vak’a ile karşı karşıyayız. “Namaz molası” haberini okuyunca kadim irtica haberleri ile bunun arasında bir farkı görmedim dersem yalan olur. Haber “bir yolcu”ya dayanarak verilmiÅŸ. Eskiden bu tip haberler “üst düzey bir yetkili”ye dayandırılarak nakledilirdi. Her neyse…Samimiyetimle söylüyorum; bizim medya, bu tip haberleri tamamen art niyetle yapmıyor. İki sıkıntı göze çarpıyor: Dinî bilginin eksik olması ve toplumdan kopuk yaÅŸanması. Türkiye’de onlarca yıldır yapılan bir uygulama var; hemen her dinlenme tesisi küçük bir mescit yapmış zaten. Nerede mola verirseniz verin, dileyen gidip o küçücük mekânlarda namazını kılabiliyor. AlışveriÅŸ merkezlerinde de, “kebapçılar”da da benzer bir uygulama var. Bu durum ne namaz kılanı şımartıyor, ne kılmayanı mahcup duruma düşürüyor. İnsanlar sessizce çekilip bir kenarda namazını eda ediyor. Bunu toplum onlarca yıldır çözmüş; siz “bir yolcu”nun ihbarıyla müthiÅŸ bir haber (!) havasına girince insanlar rahatsız oluyor. Tepkiler yükselip “namaz düşmanlığı” gibi ağır ifadeler kullanılınca da “hayır, biz namaz düşmanı deÄŸiliz” deniyor. DoÄŸru. Namaz düşmanı demek ağır kaçıyor; ancak ısrarla namaz aleyhtarı gibi gözükünce algı bu noktaya doÄŸru kayıyor. KeÅŸke böyle bir görüntü hiç verilmese.

Ramazan’ı sabote eden haber örnekleri

Bana “Eyvah” dedirten Ramazan korkusuna dönüyorum. Niçin? Üzülerek söylemek zorundayım ki Ramazan’da bazı fermanların muhabirlere ulaÅŸtığı hissine kapılıyorum. Basit bir kuruntudan ya da iflah olmaz bir takıntıdan dolayı kapılmıyorum bu hislere. Somut hadiseler var kuÅŸkumu destekleyecek. Maalesef bazı yazı iÅŸlerinde Ramazan’da ÅŸu tür cümleler havada uçuÅŸuyor; en azından öyle bir hava seziliyor:

1) Oruç tutmadıkları için dayak yiyenlerin derhal tespiti; ÅŸayet böyle bir vak’a bulunamazsa herhangi bir kavga görüntülerine Ramazan’a mahsus bazı kadrajların yapılması. Örnek mi? Çok; ama en yenisini, en unutulmazını hatırlatayım. “Liseli gençler, Ramazan’da içki içen kiÅŸiyi öldürdü” diye bir haber yayınlandı geçen sene. Olay araÅŸtırılınca anlaşıldı ki okul dönüşünde bir grup, bir gencin önünü keserek haraç ister ve kavga çıkar. Ne yazık ki bir gencin hayatını kaybettiÄŸi hadiseyi bazı gazeteler oruçla, Ramazan’la irtibatlandırmışlardı…

2) Ramazan’da alkol aldıkları için dayak yiyenlerin tespiti; bulunamazsa, İstiklal Caddesi veya Sakarya Caddesi gibi bir yerde pusuya yatılıp, kavga eden sarhoÅŸların fotoÄŸrafının çekilmesi. “Haydi canım sen de! Olur mu öyle ÅŸey!” demeyin sakın. Geçen sene gazetelerde boy boy fotoÄŸrafı basılan iki gencin yerdeki hallerini hatırlayın lütfen. “Sahurda İçki Dayağı” deniyordu haberlerde. Ankara’nın göbeÄŸinde (Çankaya’da) ellerindeki bira ÅŸiÅŸeleriyle yürüyen gençlerin bir grup tarafından darp edildiÄŸi söyleniyordu. Polisin yardımıyla kendilerini kurtaran gençler, ambulansı kabul etmeyip taksiyle olay yerinden uzaklaÅŸmıştı. Anlatılanlar buydu. Gerçekler bambaÅŸka. Sopa yiyen gençlerle, onları dövenler aynı barda eÄŸlenen bir grup çıkmıştı. Haberde tek doÄŸru, kavganın çıkmış olmasıydı; gerisi Ramazan ayına özgü palavralar…

3) Ramazan davulundan rahatsız olan vatandaÅŸlarımızın bulunması; hatta davul yetmez, ezandan duyulan rahatsızlığın gündeme getirilmesi. Bu tür haberlerin ironik ve kronik bir çerçevesi de belirgin hale geldi son yıllarda. Davul haberlerinde belediyeler “AKP ve CHP belediyeleri” diye ikiye ayrılıyor ve o cepheden müthiÅŸ (!) haberler yapılıyor. Geçen sene bir gazetemiz İstanbul’un ilçelerini “davul çalınanlar ve çalınmayanlar” diye ikiye bölmüş ve buradan çok ilginç çıkarımlar yapmanın yollarını öğretmiÅŸti (!) herkese.

4) Öğle vakti üniversite kantininde yemek yiyenlerin saldırıya maruz kalması. Bu da klasik bir Ramazan haberciliÄŸidir. Özellikle “ülkücü gençler”in kantin baskını yaptığı söylenir. “Öğrenciler iftar vakti sınav istemiyor” türünden haberler de etkili olabilir. Gerçi bu sene sınav dönemi Ramazan’a denk gelmedi; ama yine de buradan bazı bilgiler derlenebilir. “Biraz mübalaÄŸa yapıyorsun galiba” diyenlere “Oruç tutmayan genci köprüden attılar” haberini hatırlatmak isterim. GaziosmanpaÅŸa Üniversitesi’nde yaÅŸandığı söylenen olayın “ülkücü gençler”e fatura edildiÄŸini ve haberlere aynen şöyle baÅŸlandığını hatırlatırım: “Her yıl Ramazan ayında özellikle Anadolu’daki üniversitelerde yaÅŸanan ‘oruç gerginliÄŸi’ yine baÅŸladı.”

5) Bütün futbol takımlarının oruç kontrolüne tabi tutulması. Futbol bu ya; kah kazanırsın, kah kaybedersin. YükseliÅŸ dönemi de olur, düşüş zamanı da. Bizim medya her sene Ramazan’da takımları “mercek altına” alır. Kim düşüşe geçerse “oruç tutuyor(lar) da o yüzden performans düşüyor” diye taarruzda bulunuyor. Bu tür lafların çoÄŸu hikâyedir. Ahmed Hassan kedi gibi bir futbolcuydu ve maç günleri bile oruç tutardı. Hocaları da ona saygı duyardı. Musevi bir futbolcu için dinî bayrama saygı gösterilip maç takvimi deÄŸiÅŸtirilir; ama nedense oruçlu futbolcu tartışması bu ülkede hiç bitmez. Bu sene de Ramazan’da puan kaybeden yandı demektir.

Medya keşke halkın içine inebilse

6) Oruç nedeniyle kapalı tutulan lokantaların belirlenmesi. Ben kendimi bildim bileli bazı restoranlar; hatta bazı meyhaneler vitrinlerine “Ramazan münasebetiyle kapalıyız” levhası asar. Dine hürmeten yapılan bir jesttir bu. Zoraki bir durum olmadığı gibi, tadilat, tamirat için de yılda bir yakalanan bir fırsattır kimi zaman. Kutsala saygı duygusundan, “oruç tutmak zorunda mıyız” ya da “oruçlu insanların oruçsuzlara baskısı mı var” gibi manalar çıkarmak yanlış; ama yine de bu tür yakıştırmalar yapılır ülkemizde.

7) Oruç üzerine absürt beyanda bulunacak ve kıyısından köşesinden de olsa “Hoca” denebilecek insanların bulunması. Bu da ilginç bir metottur. Bazı kiÅŸiler bulunur, “denize girmek orucu bozar mı” nevinden soru(lar) yüz bilmem kaçıncı defa tevcih edilir. Son yıllarda bu iÅŸ biraz da erotik bir havaya büründürüldü. Abesle iÅŸtigal buna deniyor galiba. Basın mukaddes kavramların arasına bu tür mevzular sıkıştırmaktan acayip bir zevk alıyor; ancak halk nezdinde düştüğü durumu fark edemiyor…

8) Özellikle belediyelerin ve vakıfların yürüttüğü Ramazan çadırlarının incelenmesi. Oruç bir yönüyle açlık, yoksulluk duygusunun gün içinde paylaşılması anlamına geldiÄŸi gibi; diÄŸer yönüyle de nimete eriÅŸmenin iftarla bütünleÅŸmesini resmediyor. Sınıf farklarının ortadan kalktığı, insani paylaşımın gönülden yaÅŸandığı iftar programlarına belediyeler ve vakıflar da katıldı. Çadırlar kuruluyor, iftarlara herkes davet ediliyor. Hayatı boyunca bu duyguyu paylaÅŸmayan bir insanın köşesinden yaptığı itiraza bakar mısınız: “Fak fuk fon tufeylilerine para dağıttıkça halk sol partilere oy vermez”. Sanki sol belediyeler hayırhahlık yarışında bulunup vatandaÅŸla iftar sofrasında buluÅŸtu da halk gelmedi…

9) Abdullah Gül’ün Köşk’e çıkmasını deÄŸerlendirerek, bazı polemiklere kapı aralanması. Bu seneye mahsus olabilecek bir haber çerçevesi ile karşı karşıyayız: Sayın Sezer, Ramazan’da adeta kast-ı mahsusa ile su içmiÅŸti; en azından böyle algılanmıştı ve bu durum bazı medya kuruluÅŸlarınca da destek görmüştü. GeçtiÄŸimiz cuma günü verilen resepsiyona 400 küsur insan katıldı; sadece bir tane örtülü bayan vardı. Bunu bile birinci sayfadan görüp bir sürü aforizmaya kapı aralayanlar; herhangi bir oruç faslına da yeni bir sayfa açacaktır…

Sözün özü ÅŸudur aslında: Bu ülkenin insanı nasıl kendi kültürel deÄŸerleriyle barışık yaşıyorsa, bu ülkenin medyası da aynı uyumu göstermek zorundadır. Oruç tutan da olacak tutmayan da. Namaz kılan da olacak kılmayan da. Hacca giden de olacak gitmeyen de. Ve hiç kimse diÄŸerine saygısızlık etmeyecek. Herkesin kendi tercihi önemlidir! Toplum bunu anlamış, benimsemiÅŸ, özümsemiÅŸ durumda; ancak medyanın bu konuda mesafe alması gerekiyor. İşin doÄŸrusu, eskisi kadar halktan kopuk deÄŸil medya; ancak mesafe hâlâ çok uzak, bu nedenle kendi insanını anlayamıyor; böyle olunca de derdini tam anlatamıyor. KeÅŸke biraz da içeriden bakma cesaretini o devrimci ruhunda duyabilse…

zaman.com